Ben kedilerden nefret ettiğimi söyler, köpekler için çıldırırdım. Çocukluğumda hayal meyal hatırladığım, hatta korktuğum dışarıda baktığımız bir kedimiz vardı. Babam zaman zaman eve alırdı. Oyun oynardı. Ama ben o kediyle ilgili hiç bir anı hatırlayamıyorum. Köpeklerle ilgili hatırladığım bir sürü şey var. Annan emlerin köpeği, onun öldürülüşü, amcamın kurt köpeği, dayımın kangalı…

Lise çağlarında da evimize iki köpek gelmişti farklı zamanlarda. Sonra gittiler. Birini eski sahibi geri aldı, diğeri çiftliğe gitti daha mutlu oldu.

Kendi evime geçince hep bir köpeğim olacağını hayal etmiştim. Kendi evime geçtim, bu hayalimi gerçekleştirmek için uygun zamanın geldiğini düşündüm ve bir kopek aramaya başladım. Hayalim bir Coocker Spaniel’di. Kendimi o kadar kaptırmıştım ki.

Etrafımdaki köpek besleyen insanlarla konuşmaya başladım. Aslında hiç bir şeyin göründüğü kadar kolay olmadığını anlatmaya başladılar. Çalışma saatlerimin düzensiz olusu, yavru köpeğin eğitimi, sabah aksam onu çıkarmak zorunda kalmak… Herkes cümlesinin sonunu “köpek alma, kedi al” diyerek getiriyordu

Ben kedilerden nefret ediyorum ya, yıllarca da böyle geçinmişim. Etrafın söylediği “kedi tüyü kist yapar, kedi nankördür”lerin arkasına sığınmışım.

Kedi besleyen arkadaşlarımın tecrübelerini dinlemeye başladım. Kimisi güzel, kimisi ürkütücüydü. Kimisi ikna etmeye çalışıyor kedi bakimi ile ilgili bilgiler veriyordu. O zaman nerden bileceğim ki bir süre sonra onların bana söylediklerini ben başkalarına söyleyeceğim.

Zaman zaman fikrim değişiyor “kedi mi alsam” diye düşünmeye başlıyordum. Tabi bu arada kedilerden nefret ettiğimi söyleyen ben, nerede bir kedi resmi görsem, nerede bir kedi görsem, hangi petshopun önünden geçsem gözlerim doluyor, deliriyordum. Nasıl nefretse..! Ama yok “kedi tüyü kist yapar, kedi nankördür, hem bir yaslı kadını ölünce kedileri yemiş, ay iğrenç. Pis hayvanlar..!” Ben kedi falan almam.

Kasım 2001…

2 tane kedi sahibi, çok yakin bir arkadaşımızın hayatında kötü değişiklikler oldu. Benden kedilerini almamı istedi. Yapma etme, ben kedi bakamam, geçici bakarım, bir tanesine bakarım demelerim kar etmedi. Kediler ortada kalacak diyor. Anlamıyorum ki o zaman kedi ortada kalınca ne olur, nereye gider?

“Asılarını yaptırırım Ebru, onlara oyuncaklar alırım, mamalar alırım, lütfen al! Ortada kalacaklar!” diyor sadece.

Aksam çat kapı iki çirkin şey getirdi evime. 3.5 aylık iki tekir. Bir dişi, bir erkek, kardeşler. Arkadaşımızın esi klinikte ikisinin birbirlerine sarılıp uyuduğunu görünce, ayırmaya kıyamayış ve ikisini 1,5 aylıkken almış.

Ben kedi bakmayı bilmem ki. Ben ne anlarım kediden. Sepetlerinden öyle ürkek çıktılar ki.

* Hangisi erkek yahu!

* Su tekir olan kız, beyazlı olan erkek.

* E iyi de erkek olan kıza benziyor. (Ya bunlar çok çirkin!)

10 dakika içinde beni arkadaşlarıma rezil ettiler. Koltukların altına girip ne kadar toz varsa ortaya çıkardılar.

Kucağıma bile alamıyorum. O kadar korkuyorum ki. Ya patilerse, ya ısırırsa? Kumları yok. Geç saatte geldikleri için kum alacak yer de yok. Ertesi gün is günü.

Kedileri bırakıp gittiler. (Ben ne yapacağım bunlarla ya?)

Kum kaplarını küçük tuvalete koydum. Artik ancak ertesi aksam kum alacağım. Kum gelene kadar da evin her yerine yapabilirler. Razı olacağım. Çarem var mi ki? Yalnız ben bu arada kedilerden nefret eden biriydim. Bir anda evin her yerini pisleme ihtimallerine nasıl razı oluverdim?

Ertesi aksam büyük bir heyecan kosa eve geldik. Kum aldık. Kıyamam. Küçük tuvaletimizin mümkün olan en köse yerine kakalarını yapmışlar. Kum kaplarının içine de çislerini.

Ben ne kumdan ne kum kabından anlarım. 7 litre kumun tamamını kum kabına boşalttım. Zavallılar o kum kabı ile iki gün savaştılar sanırım.

Kumlarını temizleyeceğim. Arkadaşıma sesleniyorum. (O benden daha da tecrübesiz. Yine benim hayatıma köpek falan girmiş.)

* Bunlar hiç çis yapmıyor ki.

* Ebru napiyorsun? İdrarın topaklaştırdığı kumu eleyip atman lazım. Sen topakları kumun içinde dağıtıyorsun.

* Allah Allah? Sen nereden biliyorsun ki?

* Mantık var Ebru. İdrar kumda topaklaşmayacaksa niye topaklasan kum demişler.

* Hadi ya?! Ama ben sandım ki.. Kakalarının etrafını sarıyor sandım..

* …!!!??

Böyle başladı ilk 24 saatimiz.

Çok uzun bir süre “ben bu kedileri istemiyorum, ben yavru kedi istiyorum” dedim. Petshop vitrinlerinin önünden gitmiyorum.

Hayatında sadece kus beslemiş arkadaşım beni ikna etmeye çalışıyor. “Yapma, bunlar büyümeyecek mi sanki? Evdekiler de yavruydu iste.

Olmaz ben yavru kedi istiyorum. (Hatta utanmadan ağlıyorum.)

Yavru kedilerle tanıştıkça, bir kaç tecrübe yasadıkça yavru kedim olmadığına dua etmiştim o zamanlar :) Nasıl da zormuş uğraşmak demiştim. Simdi yavru kedi büyütmek en büyük zevkim oldu neredeyse. Sokakta annesiz kalmış 2-3 günlük yavrulardan 1 aylık yavrulara kadar birçok kediye bakmak, onları beslemek, büyümelerini izlemek, oyun oynamaya, yalanmaya çalışmalarını görmek, kedi oluşlarını gün be gün takip etmek inanılmaz bir keyif oldu. Sonra…

Sonra mı?

5 yıl oldu. 2 kedi iken 4 kedi olduk artik. Ben meğerse kedi için yaratılmışım. Ben öteki hayatımda kadimiydim acaba? Benmiymisim kedilerden nefret eden? Ben artik kedilerimin tırnağı kırılsa oturup ağlıyorum. “Kedilerim” desem, “oğlum” desem, “kızım” desem gözlerim doluyor devamında. Onlar benim değil, ben onların oldum artik.

Onların hayatıma girmesi ile birlikte bana ne yaptıklarını farkettiğimde olan bitene inanamamıştım. Çevreye, insanlara, arkadaşlarıma, sokaktaki kedilere köpeklere ne kadar duyarlı olduğumu farkettigimde kedilerime bir kez daha hayran olmuştum. Sanki bazen içimdeki bilmediğim “ben”i ortaya çıkarıyorlardı. Artik bu değişimlere alıştım tabii ki. :) Onların beni değiştirmelerine teslim oldum ve etrafımdaki herkesten de bu değişimin onayını adlim. Bazen onlarla ne kadar kolay iletişim kurabildiğimi düşünüyorum. Kedilerim benimle konuşuyor, ben zaten onlarla hep konuşuyorum. Eve gelen misafirlerim kapıyı çalmadan önce içeriden gelen sesleri duyunca sanki evde baksa birileri varmış da onlarla konuşuyormuşum diye düşünüyorlarmış :) Evet var evde başka birileri. Kedi de olsalar onlar benim ailemin bireyleri.

5 yıl içinde 4 kedi olduk dedim ya. Asla düşünemezdim olgumun ve kızımın başka kedileri kabul edeceğini. Etmediler de aslında ilk baslarda. Ana kin’in erkek olmasından dolayı toleransı çok daha azdı erkek kedilere karsı. Eve gelen yavruları onlara göstermeden kapalı bir odada bakmaya çalışıyordum. Tabii ki ses ve koku onları delirtiyordu. Bir kaç karsılaştırma girişimim korkunç sonuçlar vermişti.

Zaman geçtikçe eve gelip giden kedilere alıştılar. Yosun kızım da sokakta bulduğum bir kediydi ve ne hikmetse ona yuva bulmam mümkün olmamıştı. Artik odada da tutamıyordum. Ne olacaksa olsun diyerek odadan çıkardım. Koşarak koridorda yatan Ana kin’in kucağına atladı ve yattı. Ana kin önce ne olduğunu anlamadı. Farkettiginde bir uyarı hışlaması ve bir pati darbesi yaptı. Birbirlerine alışmaları 2 gün sürdü. Tabii Kiki bu durumdan hiç hoşlanmadı. Üzerine başka bir dişi gelmişti. Kızım 6 ay kadar buzdolabının üzerinde yatmayı tercih etti. Yosun o kadar arsız bir kediydi ki yatağımı asla Kiki’yle paylaşmadı. Bir süre sonra isler düzene girdi. 1.5 yıla yakin 3 kedi yasadık. Geçen yaz biçil gelene kadar. Yine ayni şeyler. Yine Bidil’a yuva bulamıyorum. Odadan çıkaramıyorum. Bu kez tecrübeliyim ama fazla tutmayacağım odada. Yine ayni tepkiler. :) Bu kez Ana kin, Bidil’la ilgileniyor diğer iki kızım küsüyor.

Bidil’in bir kaç operasyon geçirmesi için 2 hafta klinikte kalması gerekti. Kiki’nin Bidil eve tekrar döndüğündeki yüz ifadesini unutamam. Bidil’i gördü, arkasını döndü ve arka odadaki gizli kösesinden bütün gün boyunca çıkmadı. Çıktığı zaman da Bidil’i hırpalamayı ihmal etmedi.

Zaman zaman hır gür çıksa da 4 kedi ayni evin içinde gayet güzel yasayabiliyor. Kiki hala Bidil’i sevebilmiş değil ama Bidil da ne yapıp ne yapmaması gerektiğini örgendi. Onların kendi kuralları ve anlaşmaları var. Birbirleriyle konuşuyorlar, yapılmaması gereken şeyleri birbirlerine söylüyorlar, gerekli uyarıları yapıyorlar ve herkes kurallara uyduğu müddetçe mutlu mutlu yasıyorlar.

Benim onlara müdahale etmem pek gerekli bile olmuyor. İsin açıkçası bana pek ihtiyaçları da olmuyor ilgi görmek dışında. Yosun Bidil’la arkadaş, Kiki Anakin’le zaten ayrılmaz ikili… Eve gittiğim zaman onları sevmek, o gece hangisi benimle uyumak isterse kabul etmek zaten günlük görevlerim arasında. Evdeki kediye arkadaş getirmek aslında sanıldığı kadar korkutucu değil. Elbette ki bir evde kendi saltanatını kurmuş bir kedi yeni bir kediye tepki gösterecektir ama bunun da belli prosedürleri vardır ve yeni bir kedi evdeki kediniz için çok keyifli bir değişiklik bile olabilir. Kedilerin asosyal hayvanlar olmadığını aklınızda bulundurmanız çok önemli. Bir kediyi diğer kedilerden ne kadar uzak tutarsanız, yeni gelecek kediye de tepkileri o kadar büyük olur. Ama bu hiç bir zaman kabul edilemez bir şey değildir.

Sevgiler…

Ebru, Anakin, Kiki, Yosun, Bidil..