selin ünal (3)

Her akşam aynı saatlerde işinden döner. Hemen koşarım yanına. Bir iki mırk dememe kalmadan köşedeki bakkaldan artık o gün canım ne çekmişse alır bana. Herkes kuru mama veriyor diye bilhassa yaş mama alır ki, değmeyin keyfimize. Keyfimize diyorum üst sokaktan arkadaşlar da gelir çoğu zaman. Galiba canı sıkkın bugünlerde…Nerden mi biliyorum?

Geçenlerde beni farketmesi için çantasından omzuna oradan da kafasına tırmanmam gerekti. Hatta dün bacağına sarıldığımda “Öf be arsız kızım, ayağıma dolanıp durma” dedi nedense. Oysa ki sokağın başında görünür görünmez var gücümle ona doğru koşarım. Bakkal ve diğer komşular kaç kaç diye ona tezahürat yaparlar. Kocası sabah ondan önce apartmandan çıkar “Hayatım gelebilirsin yok” der. Ardından bakarım; o çıkıyor kapıdan ürkek ürkek hemen koşarım saklandığım yerden. Bilirim benimle oyun oynuyor. “Tanrım napçam ben bu arsızı, şişko tömbelek; sen git aşkım ben mamasını yedirip geleyim” der. Tabi beni bu cümle ile müthiş bir sabırsızlık sarar. Fıldır fıldır olurum. Tepesine çıkmak gelir içimden ki genelde de yaparım. “Bıktım senden arsız tosbağa” diye bağırıyor son günlerde. Yok yok kesin bir şey var bu kızda. Bir t-shrtini yırtık diye kızmaz bu. Başka bir şey var.

Belki yine 5′iz doğurduk diye kızmıştır. Yavrularımı görünce “Vay fingirdek üst sokaktaki sarmanı mı tavladın” diye haykırdı. Yoksa sarmanda gözü mü var? Olabilir mi acaba? Evli barklı kadın ama? Kim bilir? Tabi kesin budur sebep. Şimdilerde gelir yine. Koşar bir sarılırım, aramızda ciddi bir ilişki olmadığını anlatırım ona, bir de ayaklarına kapanırım…. Olur biter.

BU BİR FADİME YALÇINKAYA YAZISIDIR.