Haydi insanların yüzüne doğru düzgün bakmıyoruz, gözlerine hele, neredeyse hiç! (Oysa Levinas, “ahlak, başkasının yüzüyle, o yüze bakarak başlar” der ki, durup düşünmeye değer.)

Hiç değilse, hayvanların yüzlerine baksak! O zaman hiçbir hayvana haşin davranmak, eziyet etmek, onları itip kakmak içimizden gelmez. Bundan eminim.Hayvanlardan korkanlara, onlardan nefret edenlere dikkat ediyorum. Hepsinin kafasında hayvanlara dair üstünkörü bir imaj var; cansız bir resim, o kadar!

Hiçbiri durup gerçekten bir köpeğin, bir kedinin yüzüne bakmamış!

Hep kendi korkusunu önde tutmuş ama onların korkusunu umursamamış! Hayvanların gözlerinde titreşen çaresizliği, acıyı, şefkat arayışını hiç tanımamış.Oysa o küçücük gözlerde daha ne anlamlar, ne dünyalar saklı!Diyelim ki; biz fobilerimizin esiriyiz. Bari çocuklarımızı bu fobilerden koruyalım! Herkes evine hayvan alsın, beslesin büyütsün demiyorum.

Çocuklarımız hayvanları sadece bir süs ya da korku nesnesi gibi algılamasın, yeryüzündeki hayatın sadece maddeten değil manen de ne kadar zengin olduğunu ve bu manevi zenginliğin bir kısmının da hayvanlara ait olduğunu kavrayabilsinler istiyorum.

Haşmet BABAOĞLU