Önce kolilerimizi hazırladık. Sonra arabaya yükledik. Ardından büyük eşyalarımızı sattık. Halılarımızı, yemek masamızı, kalpli ve kedili mutfak takımlarımızı… Hepsini dağıttık bir yerlere. Rüya’nın en sevdiği topu kaybettik o hengamede. Üstüne tırmanıp uyuduğu, giysi dolabını artık bir başkası kullanıyor. O eve geldiğinde, karnı aç dönmeyen kedilerimin, artık boynu bükük. Taşındık…

Önce eşyalarımız gitti. Sonra evimiz. Sonra da Eray’ımız… Rüya’nın bitanecik babası, benimse 5 yıldır, hiç bıkmadan usanmadan, her sabah yeniden aşık olduğum adam. Gitti…

En son biz gidiyoruz bu şehirden. Işıkları biz söndürüp çıkacağız. Gözümüz arkada… Bırakılmaması gereken o kadar çok insan varken, biz bilinmeze yol alacağız. Şimdi bir tek Rüya kaldı bana. Bir de rüya gibi geçen 5 yıl.

5 yıldır, suyu hiç bulanmayan, tüm balıkların eşit şartlarda yaşadığı akvaryum, şimdi darmadağın. Bir tek deniz kabukları kaldı en derinde, yolumuz düşerse yeniden bu şehre, çocuklarımıza diyebilmek için. “Biz burada yatırım yaptık geleceğe…”