Hayvan sevmenin bir adım ötesi insan sevmektir..

Sağlıkla Gel “Efe Bebek”

22 Şubat 2011 Yazar: BademRüya | Kategori: Yazarın Gizli Bölmesi

Bir yandan zaman hızlı geçsin diye dua ederken, diğer yandan 24 yaşımda kalmak için pazarlığa girişmek. İnsanlar neden bukadar kötü olmak zorunda? sorusuna yanıt ararken, iyi insanları yanıbaşımda buluvermek. Hayal ettiklerime hem çok uzak hem de çok yakın olduğumu görmek. Beklemek, bekletmek, umut etmek, hissetmek…

Lola’nın Efe’yi beklediği, hissettiği gibi…

Bu Sevginin Adı Yok…

01 Şubat 2011 Yazar: BademRüya | Kategori: Yazarların Kaleminden

Gözlerini zorlukla açtığında çektiği acıyı yüreğimde hissettim. Ayaklarını karnına toplamış, acılı bir ses tonu geliyor kulaklarıma…İncitmekten korkarak kucaklıyorum, gözlerini kapatıyor, sanki biraz daha sakin… Usul usul okşuyorum.
Yanındayım, güvendesin diye fısıldıyorum. Hüzünlü bir şarkı gibi uzaktan geliyor sesim kulağıma. Sıkıntısının azaldığını gevşeyen vücudundan anlıyorum. Hala kucağımda, bırakasım yok, çok gerilere gidiyor zihnim. Biraz bulanık da olsa yıllar öncesini anımsıyorum.

Minicik, dünya şekeri, hep kucağımda… Geldiği andan itibaren evimizin neşe kaynağı oluyor. Benden fırsat kalırsa eşimin dizlerinde… Öyle sevimli ki, paylaşamıyoruz. Sevgi dolu yüreğim, tüm kapılarını açıyor ona. Öyle ki mümkün olsa yirmi dört saati birlikte geçireceğim. Zaman zaman eşimin sitemkar sözleri sanki kıskançlığını belli ediyor. O da hissetmiş gibi daha çok sokuluyor kucağıma.

Yemek saatleri ve uykusu dışında ne kadar da oyuna düşkün. Biraz daha büyüdükçe tüm enerjisiyle hoplayıp zıplıyor. Ben ona katılmazsam adeta kızıyor, yerimden kalkana kadar beni rahat bırakmıyor. Gündüzleri işim gereği dışarıdayım.
Kapıda anahtar sesini duyunca heyecanla koşturmasını duyuyorum. Elimdeki paketleri bırakamadan kucağımda buluyorum. Ne tatlı, ne sıcak, ne şeker… Gündüz yeterince enerjisini harcamamış ki koltukta ve yerlerde yuvarlanarak dakikalarca oynuyoruz. Oyundan yorgun düşünce kucağımda uykuya dalıyor. Öyle mutlu ki, kıpırdayamıyorum o anı bozmamak için. Onu koltuğa yatırıp kendime zaman ayırıyorum biraz. Birazdan uyku saatinde yatağıma gittiğimde onu da orada bulacağım. Sabaha kadar mutluluk sesleri çıkararak güvenli bir uykunun kollarına koşacak.

İlk evimiz bahçeye bakan arka daire idi. Pencereden bahçeyi seyretmenin keyfine diyecek yoktu. Bahçeye çıkmasına izin veremezdim. O kadar korunmasızdı ki ancak kucak kucağa kapalı balkondaki koltuğa oturur, bahçedeki kuşları, oynayan çocukları izleyerek saatler geçirebilirdik. Pencereye yaklaşan kuşlar onu nasıl da heyecanlandırırdı.

Daha sonra kocaman bahçeli, üç katlı ve ahşap merdivenli şimdiki evimize taşındığımızda evimiz de her geçen gün aileye katılan yeni fertlerle bayağı kalabalıklaştı. Benim ilk göz ağrım prensesim vakurlu bir eda ile dolaşırken yenilere
pek yüz vermezdi. Ne de olsa evin ilk sahibesi idi. Diğerlerini şöyle bir süzer salınarak aşağıya inerdi. Eğer merdivenden başını uzatıp evde misafirler olduğunu görürse yukarıya döner merdivenlerin üst basamaklarında gitmelerini beklerdi. Böyle zamanlarda yemeğini odasına servis yapardım. Misafirler uzun süre kalırlarsa sıkılır, aşağıya inerek dolanır, sanki “artık gidin, yatma saatimiz geçiyor” derdi.

Dile kolay, on sekiz yıl geçirdik birlikte… İnsan ömrünün ortalama üç ya da dörtte biri. Devamını oku »

Mırrr Mrrr Mırıltı

26 Ocak 2011 Yazar: BademRüya | Kategori: Yazarın Gizli Bölmesi

Çok özledik… Bir mırıltıyı dinlemeyi. Sabahları bir vazo sesiyle uyanmayı. Mahçup bakan gözleri… Sabah kahvaltılarımıza ortak olan birini… Evden çıkınca biz, peşimizden cama koşan birini…  Taze fasulye yiyişini hayretle izlemeyi. Ağaca tırmanan ama inmeyi bir türlü beceremeyen birini… Üfff, ne yedin sen böyle diyerek, burnumuzun direği kırıla kırıla malum nesneyi temizlemeyi :) Tazecik su içmek için banyoya koşan, girişte patinaj yapıp poposunu şöyle bir savuran canlıyı izlemeyi. En çok ona gülmeyi, onun salaklıklarına gülmeyi özledik…

Birbirimizi de çok özledik…