Hayvan sevmenin bir adım ötesi insan sevmektir..
İnsan, yeryüzündeki en vahşi canlıdır. Can Yücel’in deyimiyle, pençeleri olmayan, ağaç dalından kuş avlamayan, dili kararmayan ve nefesi et oburlar gibi kötü kokmayan tek canlıdır. Ama en vahşidir…
Tavukları, ayaklarını bağladıktan sonra elektrikli suya batırıp uyuşturan, sonrada medeni(!) yöntemlerle gırtlaklayan tek canlıdır. Balıkların çenesini paramparça edip, pis suda can çekişerek ölmelerini bekleyen ve buna hobi diyen tek canlıdır. Şöminesinin önüne parlak ve bol yünlü postlar serebilmek için,yürümeyi dahi henüz öğrenmiş keçilerin canlı canlı derisini yüzen tek canlıdır. Yüzlerce milyon ödeyerek aldığı hakiki deri ayakkabıları, çantaları ve montları ömründe sadece birkaç kez giyip, sonrada giysi dolabının bir köşesinde unutan ve yine tüm bunları yaparken, diri diri derisi soyulan hayvanları düşünmeyen tek canlıdır insanoğlu…
Ve kendi bebeğini doğrayıp, sobaya atan… Öz be öz kızına tecavüz eden… Annesini yakan, kardeşini vuran tek canlıdır… Hemde bunların çoğunu namus uğruna yapmıştır… Namussuzluğun en büyüğünü yaptığını farketmeden…
Bunu sadece insan yapar, bahçede kendisine oyun yapıyor diye, köpeği bisikletin arkasına bağlayıp, şehir meydanında sürükler… Çok miyavlıyor diye, kömürlüğüne yavrulamış kediyi ve bebeklerini benzin döküp yakar… Birşeylerin gözünü oyar… Birşeylerin bağırsaklarını patlatır… Birşeylerle cinsel isteğini yatıştırır… Birşeyleri ezer… Tüm bunlar sadece insana özgü eylemlerdir… Yeryüzünde başka hiçbir canlının aklına gelmez işleri bir tek insan yapar…

Karşılıksız sevgilerin insanı değilim ben… Çıkar ilişkisi değil elbette kurduğum ama sevdiğim kadar sevilmek istiyorum. Birini karşılıksız sevebilmektir asıl marifet lafına da hiç ama hiç katılmıyorum.
Küçücüktün seni karanlık bir kömürlükte bulduğumda. 2 kardeşin ve annenle beraber büyüdün, şimdi hepsini reddediyorsun. Bütün mahalle duydu çingeneliğini. ”Bu var ya bu çok fenaaa” diye parmakla gösteriyorlar seni. Akıllsın tamam, daha tuvaletini ben sana göstermeden kendin buldun, ilaçlarını içerken, patilerini silerken sorun çıkartmıyorsun. Ama bütün gün uyuyup, geceleri evde koşuşmana anlam veremiyorum. Kulak ısırmaya çalışmak, ders notlarımı kemirip paramparça etmekte ne oluyor? Ben senin kulağını ısırsam, oyun oynarken kuyruğunu çeksem, sen uyurken gelip seni dürtsem hoşuna gider mi?
Yemeğini yedikten sonra hemen koşup, masadakilere saldırmanı hiç söylemiyorum. Televizyon izlemek, bilgisayarın tuşlarına rastgele basmak, tüm dosyaları birbirine karıştırmak… ve daha neler… Kusura bakma ama namın aldı yürüyor Rüya Hanım…
Herşeyin katlanılır bir yanı var, bu saydıklarım neyse. Ama bu sabah seni Badem‘in köşesinde uyurken görünce, işler değişti. İçime sokasım geldi seni… Aynı yere, aynı pozisyonda yatmayı nasıl başardın söyler misin? Sana kim izin verdi söyler misin kıyafetlerimin üstünde uyuman için?
Sanırım, sen beni sevmesende, huzurumu bozmak için sürekli birşeyler yapsanda, seni seviyorum…
Mektup 2 için [tıkla]
Mektup 3 için [tıkla]