Hayvan sevmenin bir adım ötesi insan sevmektir..
Bir varmış, bir yokmuş.. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Develer tellal iken, pireler berber iken. Bende babamın beşiğini, tıngır mıngır sallar iken. Diye başlardı masal.
Kirli’miz nerelerde bilmez iken.. Badem’imiz hatalar zincirinde yok olup gitmiş iken… Eray ve Çiğdem, bundan sonra evcil hayvan beslemeyiz derken… Hayatlarına, üç zıpır kedi girmiş. Masal, Hayal ve Rüya… Masal şimdi Badem’in yanında, Hayal çok uzaklarda sıcak yuvasında… Rüya kızsa, bizim başımızda.
5 aya yakındır bizimle bu bücür cadı. Annesi tarafından reddedildiği için, kardeşlerini reddeden huysuz kızımız. Doğduğu günden beri koynumuzda uyumaya alışık. Üç gün önce tüylerini fırçalarken, bir adet pire yavrusuyla karşılaştığım halde, pek konduramadım kızıma pirelenmiş olmayı. Ama dün arkadaşımında onayıyla, öğle saatlerinden beri Rüyayla aramızda şu şekilde bir diyalog gelişti:
Devamini oku »
Çok geçmedi işte yine üstünden… Seninle yaptığımız o konuşmanın ardından, dışarı çıkıp kelebek kovalıcam ben diye tutturdun. Bahçeye çıkardım seni, ağaçlara tırmandın yine, toprak eşeledin, yuvarlandın, ot, börtü böcek yedin falan… Hadi eve kızım dedim, hiç ikiletmeden ardım sıra zıplaya zıplaya girdin eve… Yuvarlandın yerlerde… Gece boyu koklaştık, sen bana dokundun patilerinle… Ben patilerini sevdim. Kulaklarını gıdıkladım, sende pijamamın ipini çekiştirdin.
Sabah oldu, beraber kahvaltımızı ettik. Aslında hemen oyuna başlaman lazımdı. Ben bulaşıkları yıkarken senin bilgisayarın üstüne uzanman ve müziğin nerden geldiğini anlamaya çalışman gerekiyordu. Yerdeki çorapları yuvarlaman, yatak örtülerini yere düşürene kadar çekiştirmen gerekiyordu. Yapmadın… Usulca tırmandın uyku sepetine ve ışık vurmayan, kuytu bir köşede daldın uykuya… Saatlerce uyudun.
Bu tribine anlam verememekle birlikte, yorgun heralde diyip rahatsız etmemeyi tercih ettim. Hem bahaneyle bende kağıda kaleme atlayıp zıplayan bir kedi olmadan masanın üstünde, adam akıllı ders çalışabilirdim… (İnsan zaten birşeye çok heves etmemeli. Sayende şimdi ders çalışamıyorum!)
Öğleye doğru, uykunu almış olup, gece boyu tepemde zıplamaman için seni dürtükledim. Biraz sinirlenerek, ama yinede yaptığım oyunlara itiraz edemeyerek kalktın yerinden… Yine ellerimi ısırdın, ayaklarıma atladın.. Seni yerdeki gazeteden yapılmış oyun toplarınla başbaşa bırakarak yemek masasını hazırlamak üzere işe koyuldum.
Canım kızım, Rüya’m… Neden insanların yemeğini masaya çıkıp yiyorsun.. Biz senin kuru mamana, ton balığına sırnaşıyor muyuz? Sen başka birşeyle ilgilenirken, gidip yemeğini, suyunu tırtıklıyor muyuz?
Offf Rüya, of! Seni uyandırdığıma okadar pişmanım ki anlatamam…
Mektup 1 için [tıkla]
Mektup 2 için [tıkla]
Söyleyebileceğim çok şey vardı aslında. Kızmanın, kızgınlığımı öfke sözcükleriyle ifade etmenin faydası olmayacağını anladığım an küstüm. Küsmeyi ve kimselere söylememeyi tercih ettim. Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış misali… Senin, onun, bunun, şunun haberi yok. Kırgınım… Kendime de kırgınım… Yapmamam gereken işler yaptım. Yapmam gereken işleriyse yapmadım.
Özür dilerim senden küçük kız… Sana sahip çıkamadım
Önce sıcak yuvandan ayırdım, sonra hiç bilmediğin yerlerde, ne olduğunu bilmediğim karanlıklara emanet ettim. Sonra da sustum. Çünkü utanıyorum. Sana ve senin gibi daha pek çoklarının başına geliyor bu. İnsanlık umursamıyor sizleri belki ama ben umursuyorum. Ve şimdi yasını tutuyorum. Sanki seni geri getirecekmiş gibi…
Not1: Bu yazının hiçbir anlamı yok. Günah çıkarma, kendini rahatlatma, göz boyama.. Bu yazıyla sadece bunları yapıyorum.
Not2:Hiç kimse bana bundan sonra, insanlık şunu yaşıyor, insanlık bunu yaşıyor, onlar için ne yaptınızda şimdi hayvan hakları için yaygara kopartıyorsunuz demesin. Sizde insanlık için birşeyler yapın ahkam keseceğinize. Az laf, çok iş!
Not3:31 Ocakta, İstanbul-Kadıköy’de izinli bir eylem düzenledi, ”otoyoldaki hayvan ölümlerine karşı çözüm” sloganıyla. Büyük tanıtımlar, açıklamalar ve pek çok sosyal ağdan duyurular yapıldı. Bilmem kaç milyon nüfuslu sevgili İstanbul halkımdan sadece 170 kişi katıldı bu etkinliğe. Katılanlara da, katılmayanlara da ayrı ayrı teşekkürlerimi sunuyorum.(Konu hakkında detaylı bilgi için bir tık!)
Şiiişşşt, bana bak! Çok oldun artık sen. Hiç çevirme başını başka tarafa, duymamazlıktan geliyormuş gibi görünmek için, o gazeteyle oynadığını biliyorum. Rüya! Yüzüme bak!
Sokak kedisi misin, ev kedisi misin bir karar ver artık. 3 gün evde, 1 gün dışarda olmaz böyle. Ya hep benimsin, ya hep mahallenin. Kıskanıyorum kızım, başka yer yokmuş gibi marketin önünü kendine oyun alanı yaptın. Hergün kırk kişi, ”ayy ne tatlı kediiii, sahibi yoksa alalım biiiz” gibi saçma sapan
Devamini oku »

Tom’un kedisi kalp krizi geçirdi iki ay kadar önce. Daha doğrusu veteriner öyle dedi. Ağaçtan düşmüştür bence.
Sağ ön ayağı felç, aklı hep başka yerde gibi. Zaten yaşlı bir kediydi.
Yürüyebilsin diye, o bacağı kesmek gerekti. Ağır ağır geziniyor şimdi.
Yine çok zaman dalgın sanki, hareketleri yavaş, kendince, bazen de ama belli ki keyifli.
Dün gördüm bahçede, bir kuşa doğru seğirtti, yalpaladı biraz, doğruldu.
O bacağın yokluğu hiç aklında değildi belli ki. Birden aklıma geliverdi:
Kediler de insanlar gibi çabuk alışıyor demek eksikliğe, eskiden varken artık olmayan şeylere. Gençlik. Ölen dost.Eski sevgili.
Kediler de bizim gibi yaşayabiliyor demek eksile eksile…
Roni Margulies
Sevgili Talat, bana mim göndermiş
Blogumun ilk mim’ini yazmanın heyecanını yaşıyorum
Kişisel bir blog olsaydı burası, yazacak fazla şey bulamazdım… Evlilik teklifi almış olmamın dışında ve 3 yıldır alıp bir türlü veremediğim dersi 2009 haziranında vermemin dışında ilginç birşey yaşamadım çünkü
Kedi Kardeşliği, hüzünlü bir yıl olarak değerlendiriyor 2009′u. Şöyle ki:
2 yıldır besleyip büyüttüğüm, minik kızım Kirli beni terketti. Onu ilk bulduğumuzda ben kedilere dokunamayan, oturdukları yere dahi oturamayan bir insandım. Bugün bu blog varsa Kirli’dir en büyük sebebi.
Devamini oku »
İnsan, yeryüzündeki en vahşi canlıdır. Can Yücel’in deyimiyle, pençeleri olmayan, ağaç dalından kuş avlamayan, dili kararmayan ve nefesi et oburlar gibi kötü kokmayan tek canlıdır. Ama en vahşidir…
Tavukları, ayaklarını bağladıktan sonra elektrikli suya batırıp uyuşturan, sonrada medeni(!) yöntemlerle gırtlaklayan tek canlıdır. Balıkların çenesini paramparça edip, pis suda can çekişerek ölmelerini bekleyen ve buna hobi diyen tek canlıdır. Şöminesinin önüne parlak ve bol yünlü postlar serebilmek için,yürümeyi dahi henüz öğrenmiş keçilerin canlı canlı derisini yüzen tek canlıdır. Yüzlerce milyon ödeyerek aldığı hakiki deri ayakkabıları, çantaları ve montları ömründe sadece birkaç kez giyip, sonrada giysi dolabının bir köşesinde unutan ve yine tüm bunları yaparken, diri diri derisi soyulan hayvanları düşünmeyen tek canlıdır insanoğlu…
Ve kendi bebeğini doğrayıp, sobaya atan… Öz be öz kızına tecavüz eden… Annesini yakan, kardeşini vuran tek canlıdır… Hemde bunların çoğunu namus uğruna yapmıştır… Namussuzluğun en büyüğünü yaptığını farketmeden…
Bunu sadece insan yapar, bahçede kendisine oyun yapıyor diye, köpeği bisikletin arkasına bağlayıp, şehir meydanında sürükler… Çok miyavlıyor diye, kömürlüğüne yavrulamış kediyi ve bebeklerini benzin döküp yakar… Birşeylerin gözünü oyar… Birşeylerin bağırsaklarını patlatır… Birşeylerle cinsel isteğini yatıştırır… Birşeyleri ezer… Tüm bunlar sadece insana özgü eylemlerdir… Yeryüzünde başka hiçbir canlının aklına gelmez işleri bir tek insan yapar…