hayvan-hakları

Biraz da ben öldürdüm köpeğimi;
Bakmasını bilemedim.
Bakmasını bilemezsen,
Ağaç bile dikme…

Elinde kuruyan ağaç,
Derdolur adama..

Yüzme suda öğrenilir diyeceksin, doğru.
Boğulursan,
Bir sen boğulursun ama.

Kaç sabahtır uyanıyorum, dinliyorum ortalığı,
Kapımı tırmalayan yok.
Ağlamak geliyor içimden ağlayamadığım için utanıyorum..

İnsan gibiydi.
Hayvanların çoğu insan gibidir,
Hem de iyi insan gibi.

Kalın boynu kıldan inceydi dostluğumun buyruğunda.
Hürriyeti, dişleriyle bacaklarındaydı.
Nezaketi tüylü uzun kuyruğunda.

Nazım Hikmet Ran köpeği Şeytan’ın ölümünden sonra yazdığı mersiyede böyle anlatır duygularını.Günümüz koşullarında yaşananların da en güzel dile getiriliş biçimidir bu mersiye.

Biraz da biz neden olmuşuzdur bir arabanın altında can vermiş küçük kedi yavrusunun ölümüne, biraz da biz neden olmuşuzdur açlık ve hastalıkla
boğuşmak zorunda kalan sokak hayvanlarının çektiği eziyetlere, biraz da biz neden olmuşuzdur kent yaşamında sıkışıp kalmalarına.

Sokakların kendimiz için bile yeterince güvenli olduğuna inanmazken, sokakta yaşamak zorunda bıraktığımız hayvanların güven içinde olacağını düşünme ayıbı bizimdir sonuçta.

Damlayan çeşmeye, açık kalmış bir ampule arkamızı dönüp giderek neden olduğumuz küresel ısınma ve sonuçları gibi dünyadaki her şey bizim etkilerimizden şekillenir. Dünya, doğanın dengesine bilinçli ya da bilinçsizce yaptığımız her müdahale ile etkimiz altındadır. Ülkelerin bilinçli olarak
yaptıkları her yanlış nasıl zarar veriyorsa, bilinçsiz bireyler de zarar vermektedir dünyaya. Ve hiç kimsenin, kim daha fazla zarar veriyor diye tartışma lüksü de olamaz aslında.

Çünkü yapılan doğanın kurallarını hiçe sayıp tabiat kanunlarını alt üst etmektir.

Bugün yaşamak zorunda kaldığımız yanlışların sorumlusu kim olursa olsun tabiat kanunları alt üst edilmiştir. Dolayısıyla doğal denge ve yaşam koşullarımız bozulmuştur. Bunun sonucunda da doğal dengeye hizmet edebilmek için yeni kanunlar yapma gereksinimi doğmuştur.

Bunlardan biri de Hayvanları Koruma Kanunu’dur. Kanun, sokakları kedi, köpek gibi hayvanların doğal ortamı kabul etmektedir. Oysa bu hayvanlar evcil hayvanlardır ve evcilleştirilen bu hayvanlar için ideal doğal ortam, adından da anlaşıldığı gibi, evler, bahçeler yani bizlerle birlikte güven içinde yaşayabilecekleri ortamlardır. Hayvanların sokaklarda yaşaması, başta onların sağlığı ve refahı olmak üzere, insan sağlığı, çevre sağlığı, halk sağlığı ve toplumsal yaklaşımlar açısından sakıncalıdır.

Hayvanları Koruma Kanunu, hayvanların kayıt altına alınması gerekliliğini vurgulaması açısından önemlidir. Kanunda yer aldığı şekli ile sahipli ve sahipsiz tüm hayvanlar mutlaka kayıt altına alınmalıdır. Hayvanlar kimliklendirilmeli, sahiplendirilmeli, kısırlaştırılmalı ve tüm bu çalışmalar kent hayvan nüfusu yönetim planı oluşturularak uygulanmalıdır. Bu uygulamalar hakkıyla yapılmakta olsa kedi ve köpek nüfusunun sokaklarda yaşamak zorunda kalma olasılığı da kısa zamanda azalacaktır.

Kent yaşamında hayvanların varlığı ve hakları ile bunlara ilişkin sorumluluklarımız olduğu ve bu sorumluluklardan, sokakları onların doğal ortamı kabul ederek kurtulamayacağımız gerçeği unutulmamalıdır.

-Hayvan hakları konusu bir hayvanseverlik sevmezlik sorunu değildir.
-Hayvan haklarının çıkış noktasında dünyaya gelen canlının yaşam hakkına saygı gösterme çabası yer almaktadır.
-Doğal dengenin sürdürülebilir ve sağlıklı kılınması için insanlar, hayvanlar ve bitkilerin bir bütün olarak düşünülmesi şarttır.
-Her canlının birey olarak değerlendirilmesi esastır.
-Hayvan hakları konusu, kentsel yaşamda çevre ve halk sağlığı konularından ayrı düşünülemez.
-Ve bu yolda zaman çok değerlidir.

Çünkü geçmişte dünyamıza yapılan etkiler nasıl bugünümüzü oluşturduysa, bugüne yapacağımız her katkı yarınımız olacaktır.
Bu yüzden tüm canlılar arasında bu dünyadan sorumlu olanların bizler olduğunu ve “biraz da ben” diyebilmenin önemini unutmamalıyız.

Dr. Ebru TONG
Veteriner Hekim
Hayvan Hakları İçin Veteriner Hekimler Derneği