Hayvan sevmenin bir adım ötesi insan sevmektir..
İnsan sevince kızamıyor.Gecenin bir yarısı kapıma gelip havlayan o olsada kızamıyorum.. Ev sahibimle papaz olma riskine rağmen, bahçede onun sevinç çığlıkları eşliğinde oynamayı tercih ediyorum.. Sokakta koşarken, terliğimi alıp kaçmış olmasına, çıplak ayakla ortada kalmış olmama kızamıyorum.. Terkedildiğinde, kız arkadaşımın bir market dönüşü peşine takılmış olmasına kızamıyorum. Sokakta çaresizce dolaşırken, kız arkadaşım ilgilendi diye geceler boyu onun kapısında yatmasına kızamıyorum. Benimle oynarken, Çiğdem’i gördüğünde koşup ona gitmesine kızamıyorum.. Bahçede yaptığımız mangala, evde pişen tavuğa göz dikmesine kızamıyorum..
Günlerce ortadan kayboluşuna kızmıştım bir tek.. O da tesadüfen biri tarafından sahiplenildiğini öğrenene kadar.Eski sahipleri öğrenciymiş meğer, okul bitince bavullarını alıp gitmişler ve eşyalarını dağıtmaya harcadıkları zamanın 1/10′unu, köpeklerini sahiplendirmek için harcamamışlar. Ne acı, bavulları gibi alıp götürmeyide akıl edememişler.. Bir deri parçasından daha değersiz olmuş sahiplerinin gözünde..
Sokağa terkedildiğini anladığında bizim Köpük, kendini umutsuzca insanlara sevdirmeye çalışmış. Önce Çiğdem’le tanıştı, sonra benimle, sonra abimle, sonra bakkalla, ev sahibimle, arkadaşlarımla…. derken bir anda mahallenin maskotu oldu. Belliydi ev köpeği olduğu, tüyleri temizli, eğitimliydi. Gel diyince geliyor, bırak diyince bırakıyordu. Elimizi patisiyle tutuyor, ağzına götürüyor ama bir kez bile yanlışlıkla dişlerini değdirmiyordu.. Bir kaç gün sonra ortadan kayboldu, aradan günler geçti, gelmedi… Tesadüfen kiralık ev ararken, kapısını çaldığımız birinin ayaklarının arasından fırlayıp geldi. O sevinç göstergesi olan sesini çıkarmaya başladı ve Çiğdem’in ayaklarına dolandı. Kucağına çıkmaya çalıştı, patisiyle bırakmamacasına tutundu.. Sahiplenen kişi anlattı gerçek hikayeyi.. Olay özetle buydu işte..
Önceden mavi olan tasması, şimdi sarıydı.. Kime güveneceğini bilemiyordu. Bir ona, bir buna kendini sevdirmeye çalışıyordu.En çok seven evine alsında, bir daha bırakmasın onu diye..Özgüveni kaybolmuştu, geceleri titreyerek uyanıyor, ağlıyordu. Sokağa çıktığında eski evine koşuyor, anne/baba bildiklerinin kokusunu almaya çalışıyordu..
Terkedilmek her canlıya aynı acıyı verir..Kendinizi bir sefer onun yerine koyun..
Eray USTA
"Bir Kayboluş Hikayesi" başlıklı yazıda henüz pati izi yok.
Öyle dokunaklı yazdığınız, yaşadığınız olay. Bodrum’a gittiğimiz bir kış günü, sitenin birinde iki tane siyah beyaz benekli dostumuz olmuştu. Çok yazık ki her zaman aynı hikâye karşımıza çıkıyor. Birileri bir hevesle köpek almış yavrusuna, sonra da hevesleri geçince, yaz bitip kendileri o büyük şehirlerine dönünce, o iki benekli dost köpekler, ortalıkta kala kalmışlar. Allah’ın ne şirin şeylerdi onlar. Bize kendilerini sevdirmek için neler yapmışlardı. Onların karınlarını sitenin bakkalından aldığımız süt ve simitle doyurmuştuk. Bakkalın onları ve orada daha başka terkedilip giden köpekleri beslediğini duyunca yüreğimize su serpilmişti. Keşke imkân olsa da sokakta terkedilmiş canlıların hepsine sahip çıkabilsek… Keşkeeeee..
Herkes nasıl bakabileceği kadar çocuk doğuruyorsa, bakabileceği hayvanları dost olarak evlerine alsınlar. Eğer bir gün gelip onları terkedeceklerse, hiç kalplerine girmesinler ve onları aldatmasınlar.
Yazlıkçıların hayvanları terkedişlerine dair en anlamlı yazıyı Hürriyet Gazetesi yazarı, sevgili Bekir Coşkun yazmıştı. Kendisinden gerekli izinler geldiğinde, bu yazıyı sizlerle paylaşacağım..
Pati İzinizi Bırakın