Hayvan sevmenin bir adım ötesi insan sevmektir..
Herkes çok yazdı çizdi şimdi bahsedeceğim konu hakkında. Herkesin kendine göre bir düşüncesi var. Bense, tamda bu siteyi açarken söylediğim sözleri tekrarlıyorum içimden. Hayvan sevmenin bir adım ötesi insan sevmektir…
Cem Garipoğlu cinayetini bu yönüyle ele alan birileri oldu mu bilmiyorum. Cem bir hayvanı sevmiş olsaydı bukadar vahşice bir cinayeti işleyebilecek vicdana sahip olur muydu? Sevmez miydi acaba yine de insanları?
Daha küçükken başlıyoruz söylenmeye. Yapma kızım ısırır, elleme oğlum pirelidir, dokunma ona tırmalar, yaklaşma bilmem ne yapar… Engelleri sıralıyoruz bir bir çocuklarımızın önünde. Pist diyerek, kışt diyerek, taşlayarak, terlik fırlatarak ilk izlenimleri olumsuz olsun diye çocuklarımızın, elimizden gelen herşeyi yapıyoruz.
Japon balıklarını kaynar suda haşlayan, kaplumbağaları üzerlerine benzin döküp tutuşturan, yavru kedileri erkek kedilerin önüne atan, yakalayıp bıyıklarını kesen, tırnaklarını söken, tekmeleyen, vicdansız, insafsız, cani evlatlar yetiştiriyoruz… Yetiştiriyorlar
O çocuklar birgün büyüyor, hayvanlarla insanlar arasında bir fark olmadığını görüyor ve insanları öldürüyor. İşkence ya da tecavüz ediyor… Münevverin kafasını, bavula sığmadığı için büyük bir soğuk kanlılıkla, testere kullanarak bedeninden ayırıyor ve yüz küsür gündür bunun vicdan azabını duymuyor, aklını kaybetmiyor. Günlük yaşamına, krem peynir yiyerek, gazete okuyarak, televizyon seyrederek devam ediyor. Geçmişte bir zaman, belki Cem’de balık haşlayan, sopayla köpek döven, zevkine kedi yavrusu öldüren bir çocuktu. Bilemiyorum… Böylesine vahşice bir cinayeti işleyen gencin belli ki yolu bir yerlerde sevgisizlikten geçmiş…
Devamini oku »
Umut evime geldiğinde, kirpi gibi kabarttığı tüylerine, o tedirgin yürüyüşüne, evi keşfe çıkışına aşık olmuştum. Kulaklarını kabartarak dolaşmasına, eşyaların yerlerini öğrenmeye çalışmasına, benim evimi benden çok sahiplenmesine hayretler içinde kalarak şahit olmuştum. Hazır değildim yeni bir birlikteliğe, Kirli beni birkaç ay önce terketmişti.Belliki hatalı olan bendim, birşeyler yapmıştım onu incitecek, o da hatamı sessizce yüzüme vurarak çekip gitmişti. Umut’u ilk günler bebeklerle kıyaslamıştım. İnsan bebekleriyle. Geceleri ansızın uyanıp ağlıyor, uykusu geldiğinde huzursuzlaşıyor, dakikalar süren güvenli bir kucak arayışı benim göğsümün üstünde son buluyordu. Uykuya daldı, koynundan çıkayım artık fikrim, zikre dönüşemiyordu bir türlü. Kıpırdadığım an kıyamet kopuyordu evde… Acıktığında mamasını kendi yemiyor, benim yedirmem için avazı çıktığı kadar bağırıyordu. İnsan bebeğinden tek farkı vardı, ınga’lamıyor, miiii’liyordu.
Masmavi gözlerinin ucunda biriken su damlasıyla, vedalaştık onunla kısa süre sonra. Birkez daha eksik kalmıştım, yarım kalmıştım. Ve o gün kendi kendime söz verdim. Bir daha hayatıma bir kedi girmeyecekti, bağlanmayacaktım hiç birine. Ne Umut’un göz pınarında biriken son inci tanesi çıktı aklımdan, ne de Kirli’nin bebekken ağaç tepesinde mahsur kaldığı gün…
Hayvan sevgisi tarif edilemez birşeymiş, kızlarımın yokluğunun aylar sonrasında farkediyorum. Kimseye anlatılmazmış, evlatla karşılaştırılır, bir fark olmadığı anlaşılırmış. Her ikisininde temelinde karşılıksız sevmek varmış,
Devamini oku »
Bak yine Ankara’ya kış geliyor. İlk sinyallerini dün akşam verdi. Ben de bugün Çanakkale köylü pazarından aldığım kışlık tarhanadan bir pişirimlik pişirirken, tarhananın sıcak dumanında sokak kedilerine dalıp gittim.
Hüzünlü bakışları ,ince bacakları,zayıf bedenleri olan, mutsuzluklarından kuyruklarını bile sallamak istemeyen kediciklere. Beni yüreğimden vuran hüznün nedeni onların acı çekerken bile çok sessiz olmaları, seslerini bakışlarında gizlemeleri. Karınlarını doyurmak için (eğer varsa bebeklerinin) de karınlarını doyurmak için sessiz sedasız çırpınıp durmaları.
Yüreğimde duyduğum sıkıntının sebebi çok büyük. Onun hüzünlü kocaman bakışlarınla karşılaştığımda ”işte bir tane daha” demiştim. Masamın tam karşısında, biraz uzakta oturmuş, sanki beni kesiyordu. Eh, demek ki bugün de yemeğimi yalnız yemeyecektim.
Güzel…. Bakışlarımla onu davet ettim. Etrafına şöyle bir bakındı.
Bana mı? der gibiydi. Yavaşcacık yerinden kalktı. Tüylerine yapışmış olan kurumuş yaprakları, toprakları silkeledi,
Devamini oku »