Hayvan sevmenin bir adım ötesi insan sevmektir..

Ağustos, 2009 Ayı Arşivi


Operasyonun İkinci Gününden Kısa Kısa…

22 Ağustos 2009 Yazar: Çiğdem | Kategori: Sokaktaki Yaşam

yavru-kedi

Sabahın ilk saatlerinde ısrarla çalınan kapı, yerimden sıçrayarak uyanmama sebep oldu. Karşımda üç tane velet, ‘‘Ablaaaaa, Alev yooook!Gitmiş, kutusunu da arkada bulduuuuuk, yooook” diye bağrışıyordu. Hep beraber indik, köşe bucak Alev Hanımı aradık. Tam umudumuzu kesmiştik, kaldırım kenarına oturmuştuk ki, maaaoowww sesi duyduk. Arkamızda, otların arasında, gölgeye yayılmış, aklı sıra cimcimelik yapıyor bize. Resul ”öfff ya, sabahtan beri seni arıyoruz, salak şey” diye söylenerek, kucağına alıp süt içirmeye başladı :) Sonra gidip, köşesine kuruldu yine.İşte o fotoğraf…

Devamini oku »

Alev’(ler)in Engellenemez Yükselişi

21 Ağustos 2009 Yazar: Çiğdem | Kategori: Sokaktaki Yaşam

patileri-ezilmiş-kedi

Güne kötü başladım aslında. Uyanmamın üstünden sadece 1 saat geçmişti ki mahallenin çocuklarının ”yangın var!” çığlığı sardı etrafı. İlk dakikalar insan konduramıyor tabi, oyun oynuyor yaramazlar diye düşündüm. Sesler ısrarla devam edince ön balkona çıktım ve seslendim çocuklara. Birisi sitenin arkasında bulunan alanı ateşe vermişti. Hay Allahım, kuru otları yakıyor heralde yöneticinin biri diye düşünerekten, odamın içinden geçerek arka balkona ulaştım. Manzara sandığımdan çok daha farklıydı. Alevler evlerin 2. katı hizasına yükselmişti. Binalara ait bahçelerde bulunan ağaçlara sıçramasına ramak kalmıştı. İnsanlar evlerinden hortumla su sıkmaya çalışıyor, kadınlar ve çocuklar ellerinde kilimlerle ateşlerin içine dalmış söndürmeye çalışıyordu. Sitenin elektriği ve doğalgazı kesildi.Çok zaman geçmeden itfaiye geldi ve alevler ağaçlara sıçramadan kontrol altına alındı. Soğutma çalışmaları yapıldı.

yavru-kedi

Bir kaç saat sonra arka balkona çıktım, telefonla konuşmak için. O da ne? Minicik beyaz bir yavru kedi, yürüyemiyordu. Ön patileri kırılmış… Avazı çıktığı kadar bağırıyor. Telefonu kapattım ve hemen aşağı indim. Binanın çocuklarından Kübra’nın anlattığına göre, hatta yangının çıktığını mahalleye ilk duyuran minik Resul ve Caner’e göre, iki çocuk bisikletle yarış yaparken, bu kediyi ezmişlerdi. Sonrada zaten yaralandı hepten ölsün diye taşlamaya başlamışlardı. O sırada sokaktan geçmekte olan bir dede, çocuklardan birini tutup ”Gel bende senin ayaklarını kırayım, sonrada öl diye koca taşlarla seni ezmeye çalışayım, hoşuna gider mi, istermisin ahlaksız çocuk!” diye azarlamış. Çocuklar özür dilemiş, dedeyi göndermiş. Hemen ardından da, bizim apartmanın cin gibi veletlerini atlattıklarını sanarak, yavru kediyi arka bahçede otların arasına koyup, kibriti çakmışlar.Vahşeti, çocukların beyninin nasıl çalıştığını düşünebiliyor musunuz? Caner gidip kediyi kurtarmış hemen ama alevlerin büyümesine doğal olarak mani olamamış.

Devamini oku »

Cin, Can, Tenten ve Ben…

21 Ağustos 2009 Yazar: Çiğdem | Kategori: Farkındalık Yaratma-Algıda Seçicilik

ali-poyrazoğlu

Tiyatrocu olmaya çok ufakken karar verdim. Çok eğlendiriyordu beni oynamak. Baktım izleyenler de eğleniyor, “Ben tiyatrocu olacağım.” dedim. Evdekiler hemen onayladı. “Çocuk işte. Aklı başına gelince doğru dürüst bir iş tutar.” diye düşünmüşlerdi herhalde…

O zamanlar en yakın arkadaşlarım, köpeklerim Cin’le Can’dı. Anlayışlı, dost, sadık, sevgi dolu iki kaniş. Can, Cin’in oğluydu. Öteki kardeşlerini dağıtmıştık; çok üzülmüştüm. Ben nereye, Cin’le Can oraya… Deniz kenarında bir kasabada yaşamanın bütün nimetlerinden faydalanırdık. Yüzmeye, gezmeye, futbol oynamaya birlikte giderdik. Can, benim oynadığım takımı tutardı hep… Nedense Cin, karşı takıma destek verirdi. Ben bahçede otların üstüne yatıp resimli roman okurken, sayfaları çevirmemi beklerlerdi başucumda. Ben ne okuyorum, diye dikkatle incelerlerdi. Her sayfa çevirişimde birer kere havlarlardı.

Geceleri bıldırcın avına çıkardık; elimizde lüks lambalarıyla… Bıldırcınları korurlardı. Havlayıp kaçırırlardı onları, tuzağımıza düşmesinler diye… Mahalle kavgalarına birlikte giderdik. Biz yukarı mahallenin çocuklarıyla hırlaşırken onlar da kenarda durup havlardı. Kavgaya katılmazlardı. Tezahürat yapıp eğlenirlerdi. Erik zamanı erik çalma, kiraz zamanı bahçeleri yağmalama operasyonlarına katılırlardı. Gözcülük yaparlardı. Bahçe sahibi gelecek olursa ya da köpekleri salarsa bizi uyarırlardı; tabanları yağlardık. Vııınnn… Cin’le Can da peşimizden…

Devamini oku »