Hayvan sevmenin bir adım ötesi insan sevmektir..
|
Bu adı, Kedinin mırmırları, Bunu, Duyan, Özdemir ASAF |
Paradoksal bir düşünce deneyidir. Bir kedinin sırtına, yağlı kısmı üste bakacak şekilde bağlanacak bir ekmek dilimi bu paradoksun ana parçasıdır. Kedi dört ayak üstüne düşmeye çalışacak, ancak Murphy yasasına göre tereyağlı ekmeğin yağlı yüzü de aynı şeyi deneyecektir. Bu durum bir paradoksa sebep olur. Bazı düşünürler şakayla karışık biçimde kedi-tereyağlı ekmek sisteminin yere yakın bir mesafede havada asılı kalacağı ve sistemin yerin hemen üsünde asılı biçimde kalacağı, enerjinin korunumu dolayısıyla da düşmeden kazanılan enerjinin korunarak sistemin kendi ekseninde dönmesine sebep olacağını iddia eder. Bu şekilde bir anti yerçekimi alanı oluşturulabileceği de iddialar arasındadır.
Ancak bazı iddialar, bu sistemin çalışmayacağını söylemektedir. Murphy kanunları arasında bulunan “Yanlış gidebilecek her şey yanlış gider” ve “yanlış gidebilecek şeylerin tamamı asla kestirilemez” yasaları sebebiyle bu sistemin bir noktada sorun yaşayacağı ve çökeceği iddia edilmektedir.
Şöyleki;
Bir varmış, bir yokmuş.. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Develer tellal iken, pireler berber iken. Bende babamın beşiğini, tıngır mıngır sallar iken. Diye başlardı masal.
Kirli’miz nerelerde bilmez iken.. Badem’imiz hatalar zincirinde yok olup gitmiş iken… Eray ve Çiğdem, bundan sonra evcil hayvan beslemeyiz derken… Hayatlarına, üç zıpır kedi girmiş. Masal, Hayal ve Rüya… Masal şimdi Badem’in yanında, Hayal çok uzaklarda sıcak yuvasında… Rüya kızsa, bizim başımızda.
5 aya yakındır bizimle bu bücür cadı. Annesi tarafından reddedildiği için, kardeşlerini reddeden huysuz kızımız. Doğduğu günden beri koynumuzda uyumaya alışık. Üç gün önce tüylerini fırçalarken, bir adet pire yavrusuyla karşılaştığım halde, pek konduramadım kızıma pirelenmiş olmayı. Ama dün arkadaşımında onayıyla, öğle saatlerinden beri Rüyayla aramızda şu şekilde bir diyalog gelişti: Devamını oku »
Annesi kapıyı açtığında küçük kızın elinde bir kedi yavrusu vardı. Küçük kız avucuna rahatlıkla sığmış kedi yavrusunu annesine doğru uzatmıştı. Hem küçük kızı, hem kedi yavrusu öyle anneye bakıyorlardı. Kız sesi titreyerek: “Kimsesi yok, onu evimize alabilir miyiz?” dedi… Anne, kızının dünyasını çok etkileyecek, onun kimliğini ve duygularını belirleyecek çok önemli bir kararla karşı karşıya olduğunu anladı… O ikisi de koca gözlerle bakıyorlardı annenin yüzüne..
Anne karar verdi: “Sen istiyorsan…”
Kedi yavrusuna bir sepet buldular, bir de küçük yemek kabı… Bebek kedi, sütünü içince gidip sepetinde yattı. Uyandığında düşe kalka küçük kızı aradı, onu bulduğunda kucağına çıkıp oturdu… Nerede, ne zaman önemli değil… Devamını oku »
Onlar büyüyorlar.. Kardeş kedilerimiz, Rozi’nin bebekleri.. Dünyalar güzeli yavrular. Şimdiden iki tanesine anne buldu bile Aysel Hanım. Rozi’den ayrılma zamanları geldiğinde, sokağa değil, kendilerini bir ömür koruyup, sevecek yeni yuvalarına emanet edilecekler.. Hepsinin şansının bol olması dileğiyle
Rozi’nin ilk yazısı için [tıkla]
Çok geçmedi işte yine üstünden… Seninle yaptığımız o konuşmanın ardından, dışarı çıkıp kelebek kovalıcam ben diye tutturdun. Bahçeye çıkardım seni, ağaçlara tırmandın yine, toprak eşeledin, yuvarlandın, ot, börtü böcek yedin falan… Hadi eve kızım dedim, hiç ikiletmeden ardım sıra zıplaya zıplaya girdin eve… Yuvarlandın yerlerde… Gece boyu koklaştık, sen bana dokundun patilerinle… Ben patilerini sevdim. Kulaklarını gıdıkladım, sende pijamamın ipini çekiştirdin.
Sabah oldu, beraber kahvaltımızı ettik. Aslında hemen oyuna başlaman lazımdı. Ben bulaşıkları yıkarken senin bilgisayarın üstüne uzanman ve müziğin nerden geldiğini anlamaya çalışman gerekiyordu. Yerdeki çorapları yuvarlaman, yatak örtülerini yere düşürene kadar çekiştirmen gerekiyordu. Yapmadın… Usulca tırmandın uyku sepetine ve ışık vurmayan, kuytu bir köşede daldın uykuya… Saatlerce uyudun.
Bu tribine anlam verememekle birlikte, yorgun heralde diyip rahatsız etmemeyi tercih ettim. Hem bahaneyle bende kağıda kaleme atlayıp zıplayan bir kedi olmadan masanın üstünde, adam akıllı ders çalışabilirdim… (İnsan zaten birşeye çok heves etmemeli. Sayende şimdi ders çalışamıyorum!)
Öğleye doğru, uykunu almış olup, gece boyu tepemde zıplamaman için seni dürtükledim. Biraz sinirlenerek, ama yinede yaptığım oyunlara itiraz edemeyerek kalktın yerinden… Yine ellerimi ısırdın, ayaklarıma atladın.. Seni yerdeki gazeteden yapılmış oyun toplarınla başbaşa bırakarak yemek masasını hazırlamak üzere işe koyuldum.
Canım kızım, Rüya’m… Neden insanların yemeğini masaya çıkıp yiyorsun.. Biz senin kuru mamana, ton balığına sırnaşıyor muyuz? Sen başka birşeyle ilgilenirken, gidip yemeğini, suyunu tırtıklıyor muyuz?
Offf Rüya, of! Seni uyandırdığıma okadar pişmanım ki anlatamam…
Mektup 1 için [tıkla]
Mektup 2 için [tıkla]
O bizim Rozimiz… Bembeyaz bir anne prenses…
Henüz bebekleri karnında… Heyecanla bekliyoruz.
Şu sıralar sıkıntılı günler geçiriyorum. Erteleme huyum yüzünden birikmiş projeler, okulun son döneminde olmam sebebiyle yazılması gereken ve hiç hazetmediğim konusu bulunan tezim, dersler, denemeler, kpss hazırlık süreci vs. … İşte bu günlerde yüzümde tebessüm yaratan, can ciğer karikatürlerden sadece ikisi :)
Erdil Yaşaroğlu ve Yiğit Özgür’ün ellerine sağlık…